Peygamberimiz Altınçağ’ı cennet benzeri özelliklerle tasvir etmiştir

Altınçağ’da görülmemiş bir bolluk olacaktır

 

En ileri teknoloji insanların kullanımına girecektir

Altınçağ, bilimsel alanda bugüne kadar görülmemiş gelişmelere sahne olacaktır

Altınçağ’da üstün bir sanat anlayışı hakim olacaktır

Altınçağ, gelişmiş sanat anlayışı açısından Hz. Süleyman dönemi ile benzerlikler gösterecektir
Altınçağ’da cennete benzer bir ortam oluşacaktır

Kuran ahlakının tüm incelikleriyle yaşanması Altınçağ’ın bir özelliğidir

“Yeryüzü adaletle dolacaktır”

“Güzellik yapan” insanlara vaat edilen “barış yurdu” altınçağ’da tam anlamıyla yaşanacaktır
Din aslına dönecektir

ALTINÇAĞ'DA ÜSTÜN BİR SANAT ANLAYIŞI HAKİM OLACAKTIR

Günümüzde pek çok kuruluş, kalite, düzey, anlam, estetik gibi sanatsal değerleri değil, sadece çok satmayı ve çok para kazanmayı düşündükleri için, "sanat" ve "sanatçı" etiketleri altında son derece kalitesiz, düzeysiz, anlamsız ve çirkin şeyleri topluma sunmaktadır.

Ayrıca şu anda sanat dünyasında "çirkinliği tasvir etme" eğilimi bir hayli yaygındır. Söz konusu eğilim, materyalist felsefenin topluma hakim olması sonucunda yayılan nihilist ve karamsar fikirlerden doğmaktadır. Sanat adına, insanları karamsarlığa sürükleyecek, yaşamdan soğutacak, gerilim ve bunalıma sokacak ürünler ortaya konmakta, çirkinlik bir değer olarak görülmektedir. Resimlerin, heykellerin ya da müziklerin konuları, özellikle ölüm, acı, nefret, yalnızlık, amaçsızlık, anlamsızlık gibi konulardan seçilmektedir. Bu durum, inançsızlığın insan ruhunda meydana getirdiği karmaşa ve tahribatın doğal bir sonucudur. Ahir zamanda ise inançsızlığın doğurduğu tüm bu psikolojik buhranlar ortadan kalkacak, insanlık Kuran ahlakının getirdiği mutluluk, huzur ve güvene kavuşacak ve bunun doğal bir sonucu olarak sanat da çirkinlikleri değil, güzellikleri tasvir eden bir uğraşı haline gelecektir.

Altınçağ'da insanlar arasında Kuran ahlakı egemen olacağı için, Allah'ın yarattığı her varlık ve her olay insanlarda büyük bir coşku yaratacak ve bu coşkuları sanatlarına da yansıyacaktır. O dönemde sanat anlayışı çok üstün bir seviyede olacak, şehir düzenlemelerinde, yapılarda, bahçe düzenlemelerinde, sanat ve eğitim merkezlerinde bu üstün sanat anlayışı her yönüyle kendini gösterecektir. Dünyaya Allah'ın Kuran yoluyla insana kazandırdığı derinlikle bakan sanatçılar eserleriyle herkesi hayran bırakacaklardır. Yaptıkları her yenilik, denedikleri her çalışma benzersiz olacak, insanlara şaşkınlık dolu bir zevk verecektir.


Çevremizde gördüğümüz Allah'ın eşsiz yaratış örnekleri, tüm sanat dalları için birer ilham kaynağıdır,. Bir üzüm dalındaki güzellik. kelebeğin kanatlarındaki eşsiz renk uyumu, bir kuğunun zerafeti, çiçeklerdeki renk ve doku güzelliği ya da bir zebranın, kaplanın kürklerindek eşsiz uyum bunlardan sadece birkaçıdır. Sanat bu güzellikleri dile getirmenin, yorumlamanın, günlük hayatın içine taşımanın en önemli yollarından biridir. Resim, müzik, dekorasyon gibi birçok sanat dalı da insanın içinde yaşadığı bu çoşkuyu insanlara aktarabileceği yollardır.

Altınçağ, gelişmiş sanat anlayışı açısından Hz. Süleyman dönemi ile benzerlikler gösterecektir

Allah Kuran'da Müslümanların estetik anlayışı ile ilgili detaylar vermiştir. Çok üstün bir sanat anlayışına sahip olduğuna dikkat çekilen Hz. Süleyman bu konuda çok önemli bir örnektir. Hz. Süleyman'ın Kuran'da bahsedilen köşkünde gerçek bir sanat, estetik ve güzellik hakimdir. Saydam bir camdan olan zemin ilk görene su olduğu izlenimi vererek o kişiyi şaşırtmakta hayranlık duymasına neden olmaktadır. Saydam bir zemin hem insanın ruhunun hoşuna gidecek, ferahlık verecek bir görüntüdür, hem de benzersiz ve ilk kez karşılaşılıyor olması nedeniyle heyecan vericidir. Nitekim Hz. Süleyman'ın sarayındaki bu güzelliğin, Sebe Melikesi'nin üzerinde oluşturduğu etki Kuran'da şöyle bildirilmektedir:

Ona: "Köşke gir" denildi. Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı. (Süleyman:) Dedi ki: "Gerçekte bu, saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk-zemindir." Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman'la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum." (Neml Suresi, 44)

Bir başka ayette ise Hz. Süleyman'ın yanındaki kişilere çeşitli sanat eserleri yaptırdığı şöyle haber verilir:

Ona dilediği şekilde kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. "Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın." Kullarımdan şükredenler azdır. (Sebe Suresi, 13)

Hz. Süleyman'ın yaptırmış olduğu eserler onun üstün sanat zevkini bizlere yansıtmaktadır. Bugün Kudüs'te yer alan ve sadece bir duvarı ayakta olan Süleyman Mabedi, biraz önce söz ettiğimiz gibi Kuran'da dikkat çekilen ve bugün tüm tarihi belge ve yazmalarda da bahsedilen, görkemli bir saraydı. Allah Kuran'da Müslümanlara peygamberlerin yaşamlarını, üstün ahlaklarını örnek almayı emretmiştir. Hz. Süleyman'la ilgili Kuran'da anlatılanlar müminler için çok önemli bir örnektir. Müslümanların yeryüzünü nasıl güzel eserlerle donatabileceklerini, sanatta ve estetikte nasıl ilerleyebileceklerini göstermek açısından önemli bir delil oluşturur.

"Ve (daha nice) çekici-süsler (de verirdik). Bütün bunlar, yahnızca dünya hayatının metaıdır. Ahiret ise, Rabbinin katından muttakiler içindir." 
(Zuhruf Suresi, 35)

"Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adnı cennetlerinde güzel meskenler vaat etmiştir..."
(Tevbe Suresi, 72)  

Altınçağ’da cennete benzer bir ortam oluşacaktır

Müminlerin cennete duydukları özlem, onların çevrelerini cenneti andırır mekanlara dönüştürmelerine neden olur. Cennet, elbette ki her insanın hayal edebildiğinin çok üzerinde sanat eserlerine, dünyada hiçbir insanın erişemeyeceği kusursuzlukta görüntülere, güzelliklere sahip olan bir mekandır. Ancak Kurani bakış açısı, dünyadaki tüm imkanları kullanarak, burayı elden geldiğince cennete benzetebilmeyi gerektirir.

Öncelikle müminler Kuran'ın verdiği temizlik anlayışını bulundukları ortama yansıtacaklardır. İnsanların kullandıkları tüm mekanlar, yollar, ibadethaneler, eğlence yerleri, işyerleri, evler kısacası her yer tertemiz olacaktır. Allah bir ayetinde müminlere "Elbiseni temizle. Pislikten kaçınıp uzaklaş." (Müddessir Suresi, 4-5) şeklinde emretmektedir. Bu ayet gereği Altınçağ'da da müminlerin kılık kıyafetlerinde görülmemiş bir temizlik olacaktır. Bunun sağlanması için gerekli olan temizleyici maddeler tüm insanların kullanımına sokulacak, bu konularda insanlara büyük kolaylıklar sağlanacaktır. İnsanların kıyafetleri ve yaşadıkları mekanlar dışında çevre temizliğine de son derece önem verilecektir. Tüm yerleşim merkezlerinde çevre kirliliğinin önüne geçilecek, hava kirliliğine neden olan her konuya çözüm getirilecektir.

Tüm bunların yanı sıra insanların toplu olarak kullandıkları yerlerde de her türlü konfor sağlanacaktır. Örneğin tüm ibadethanelerde sıcak, soğuk suyun sürekli akması, toplu taşıma araçlarında herkesin rahatlıkla yolculuk edebilmesi sağlanacaktır. Kirli, pis kokulu, kalabalık ortamlarda insanların saatlerce mağdur olmasına izin verilmeyecek sistemler geliştirilecektir. Hatta böyle yerler tamamen ortadan kaldırıldığı için, insanlar artık geçmişte yaşanan bu zorlukları unutacaklardır.

İnsanların sosyal hayatları da son derece zengin olacaktır. Eğlence merkezleri, dinlenme alanları, müzik dinlenen yerler hem yukarıda söz ettiğimiz gibi tertemiz olacak, hem de insanların en rahat kullanabilecekleri şekilde düzenlenecektir. Gençlerin gittikleri eğlence ortamlarında sağlığa zararlı hiçbir yiyecek ve içecek bulundurulmayacak, her ortamda insanların sağlığı gözetilecektir.

Aynı zamanda hayvan sevgisi de teşvik edilecek, her türlü hayvanın rahatlıkla sevilebileceği ve incelenebileceği ortamlar oluşturulacaktır. Hatta aslan, panter, çita gibi hayvanlar eğitilerek sokaklarda dolaşmaları sağlanacaktır. Bunun yanı sıra akrep, yılan gibi hayvanların zehirlerinin bilimsel metotlarla yok edilmesi sayesinde, bunların da insanlara zarar vermesi engellenecektir. Ahir zamanda yaşanacak olan bu ortama Peygamberimiz (sav)'in bir hadisinde şöyle dikkat çekilmiştir:

"...kişi, koyun ve hayvanlarına haydi gidin otlayın, diyecek, onlar gidecekler, ekinin ortasından geçtikleri halde bir başak bile ağızlarına almayacak, yılan ve akrepler kimseye eza etmeyecekler, yırtıcı hayvanlar kapıların önünde duracak da kimseye zararları dokunmayacak..."

(Kıyamet Alametleri, Pamuk Yayınları, s. 245)

Altınçağ da insanların cennete özlem duyduğu, Allah'ın rızasını ve cennetini umarak yaşadıkları bir dönem olacaktır. Dolayısıyla bu dönemde insanlar her yerde cennet benzeri bir sanat, estetik ve güzellik oluşturmaya çalışacaklardır. Allah cennetteki ortamı İnsan Suresi'nde şu şekilde tarif eder:

Ve sabretmeleri dolayısıyla cennetle ve ipekle ödüllendirmiştir. Orada tahtlar üzerinde yaslanıp-dayanmışlardır. Orada ne (yakıcı) bir güneş ve ne de dondurucu bir soğuk görürler. (Meyvelerin) Gölgeleri onlara pek yakın ve devşirilmeleri kolaylaştırıldıkça kolaylaştırılmış. Çevrelerinde gümüşten billur kaplar, kupalar dolaştırılır. Gümüşten billur kaplar ki, onları belli bir ölçüyle tespit etmişlerdir. Orada onlara bir kadeh içirilir ki, karışımı zencefildir. Bir pınar ki orada "selsebil" olarak adlandırılır. Çevrelerinde (gençlikleri ve dinçlikleri) ebedi kılınmış civanlar dolaşır-durur; sen onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanırsın. Her nereye baksan, bir nimet ve büyük bir mülk görürsün. (İnsan Suresi, 12-20)

İşte Altınçağ, Allah'ın insanlara dünyada olabilecek en ihtişamlı güzellikleri ve nimetleri sunacağı bir dönem olacaktır. Bu dönemde oluşacak ortamın gözde canlandırılabilmesi açısından cennetteki ortamı tarif eden ayetlere bakmak yeterlidir.