Mehdilik ne demektir?
Peygamberimizin, Mehdiyet konusuna Kuran'da işaret olduğunu bildiren çeşitli hadisleri vardır
Kuran'da ahir zamana ve Mehdi'ye işaret eden ayetler
Peygamberimizin açıkladığı alametler birbiri ardınca ve belirtildiği biçimde içinde bulunduğumuz çağda yaşanmaktadır

Mehdi'nin gelişinde şüphe yoktur

Mehdi'nin çıkış alametleri

Fitnelerin çoğalması
Her tarafa yayılan fitne
Haramların helal sayılması
İran-Irak savaşı
Afganistan'ın işgali
Fırat'ın suyunun kesilmesi
Ramazan Ayı'nda ay ve güneş tutulmaları
Güneş'ten bir alametin belirmesi
Kuyruklu yıldızın doğması
Kabe baskını ve Kabe'de kan akıtılması
Doğu tarafından bir ateşin görünmesi
Büyük olayların ve hayret verici şeylerin meydana gelmesi
Sistemlerin değişmesi
Müslümanların baskı görmesi
Tozlu dumanlı, karanlık fitne
Yaygın katliamlar
Masum insanların katledilmesi
Mehdi'den ümit kesilmesi
Fakirliğin ve açlığın artması
Ekonomik durumun kötüleşmesi
Şam ve Mısır meliklerinin öldürülmesi
Mısır'ın esir düşmesi
Allah'ın açıkça inkar edilmesi
Savaşlar ve anarşi
Büyük şehirlerin yok olması: Savaşlar ve afetler
Harap Olmuş Yerlerin İmarı, İmar Edilmiş Yerlerin Tahribi
Depremlerin çoğalması
Cinayetlerin artması
Kişinin kardeşini öldürmesi
İnsanların liderlerini öldürmesi
Ahlaki çöküş

Peygamberimiz Mehdi'nin çıkışını ve Altınçağ'ı müjdelemiştir

Mehdi'den Ümit Kesilmesi

İnsanların ümitsiz olduğu ve "Hiç Mehdi falan yokmuş" dediği bir sırada Allah Mehdi'yi gönderir...

(Kitab-ul Burhan fi-Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 55)

Yukarıdaki hadiste Altınçağ alametlerinden birinin insanların "Mehdi'nin gelmeyeceği yönünde" bir ümitsizliğe kapılmaları olduğu bildirilir.

Ahir zamanda, savaşlarla, yoklukla, açlıkla, adaletsizliklerle, ahlaki çöküşle ve çeşitli salgın hastalıklarla iç içe yaşayan insanlar tüm bu olumsuzlukların ortadan kalkabileceğine dair inançlarını yitirirler. Müslümanlar arasında da pek çok kişi, Altınçağ'ın başlayıp, İslam ahlakının dünya üzerinde hakim olacağı yönündeki beklentilerini kaybeder ve fitnelerin artarak devam edeceğine inanır.

Nitekim günümüzde de bu ruh halinin örnekleri sık sık görülmektedir. Peygamber Efendimizin Mehdi'nin gelişi ve Altınçağ'da yaşanacak olan güzelliklerle ilgili çok sayıda hadisi olmasına rağmen birçok kişi böyle bir dönemin yaşanmayacağını zannetmektedir. İşte bu zan da ahir zaman alametlerinden biridir. Altınçağ, bu ümitsizlik halinin insanlar arasında yaygınlaştığı bir zamanda, Allah'ın insanlara olan rahmeti sayesinde başlayacaktır.

Hadiste ahir zamanın başlangıcında biri bitmeden diğeri başlayan fitnelerden söz edilmektedir. 20. yüzyıl da tam hadiste tarif edildiği gibi, bitmek bilmeyen savaşların, çatışmaların ve katliamların tüm dünyayı sardığı bir asırdı.

Fakirliğin ve Açlığın Artması

“Fakirler çoğalacak.”
(Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 455)

 “Açlık ve hayat pahalılığı alabildiğine yayılacak.”
(Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 440)

Peygamberimiz (sav)'in işaret ettiği dönemin günümüz koşullarını tasvir ettiği açıktır. Geçmiş yüzyıllara bakıldığında kuraklık, savaşlar veya felaketler gibi nedenlerle zorluk ve sıkıntılar yaşandığı fakat bunların geçici ve bölgesel boyutlarda kaldığı görülmektedir. Oysa içinde bulunduğumuz çağda yaşanan fakirlik ve geçim zorlukları kalıcı, düzenli ve büyük ölçekli bir yapı taşımaktadır.

Bugün dünyanın dört bir yanında yiyecekten ve içecekten mahrum, sağlıksız koşullar altında yaşayan, barınacak bir yer bulamayan insanlar bulunmaktadır. Bu durum Afrika, Asya, Güney Amerika başta olmak üzere Amerika ve Avrupa ülkelerinde de yoğun olarak sürmektedir. İnsanların küçük bir bölümü çok büyük bir refah içinde yaşarken, milyarlarca insan açlık sınırında yaşamaktadır. 2000'li yıllara girerken yazılan bir makalede dünyanın içinde bulunduğu durum şu şekilde açıklanmaktadır:

Yeni bin yıla adım atarken, her gün yoksullukla ilgili sebeplerden dolayı 35.000 çocuğun hayatını kaybettiği bir dünya ile karşı karşıya geliyoruz. Bu da her 2.5 saniyede bir çocuk öldüğünü gösteriyor. Öyle bir dünya ile karşılaşıyoruz ki yoksulluk sınırının altındaki insan sayısı gün geçtikçe artıyor ve son zamanlarda bu sayı 1.5 milyar. Bu Çin'in nüfusundan daha fazla, Avrupa Birliği'nin toplam nüfusunun dört katına eş değerdir.


Günümüzün ileri teknolojik olanaklarına rağmen fakirlik hala dünyanın en büyük sorunlarından biridir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'nün (FAO) 2000 yılı raporuna göre, 826 milyon insan yetersiz beslenmektedir. Fakir-zengin ayrımına yol açan sosyal adaletsizliğin temel nedeni elbette Kuran ahlakının yaşanmamasıdır.

... Yaşadığımız dünyada zengin ve fakir arasındaki fark büyük bir ivme ile artmaktadır. Birleşmiş Milletler rakamları, 1960 yılında dünyadan en zengin kişilerin %20'sinin en fakir kişilerin %20'sinin varlığının 30 katına sahipti. Daha sonraki 37 yıl içinde, zenginler ilerleme gösterdi ve 1997 yılında bu rakam yani en fakir %'20'nin 74 katına yükseldi.

Dünyanın en zengin üç ailesinin varlıkları birleştirildiğinde en az gelişmiş ülkelerdeki 600 milyon insanın yıllık gelirlerinden daha fazla etmektedir. Bunun yanı sıra, dünyanın en fakir ülkelerinin 80 tanesinden fazlasının kişi başına yıllık geliri 10 yıl öncekine göre daha düşüktür. (Time, 6 Şubat 1995, "Economic Aftershock")

Günümüzde dünya genelinde fakirlik çok ciddi boyutlara ulaşmış durumdadır. UNICEF'in son raporları göz önünde tutulursa, dünya nüfusunun dörtte biri "tasavvur edilemez sıkıntı ve yokluk koşullarında" yaşamaktadır.(UNICEF, "Children and Poverty: Key Facts", 2000, http://www.unicef.org/copenhagen5/factsheets.htm) Bir milyar üç yüz milyon kişi günde 1 dolar, üç milyar kişi de günde 2 dolar ile geçinmektedir. (Manufacturing Dissent, “World Statistics – The Rich and the Poor”, 1999, http://www.reagan.com/HotTopics.main/HotMike/
document-8.13.1999.6.htm)
Yaklaşık bir milyar üç yüz milyon insan temiz sudan, iki milyar altı yüz milyon insan temel sağlık hizmetlerinden yoksundur. (UNICEF, "Children and Poverty: Key Facts", 2000, http://www.unicef.org/copenhagen5/factsheets.htm)

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'nün (FAO) 2000 yılı raporuna göre, 826 milyon insan yetersiz beslenmektedir. Diğer bir ifadeyle her altı kişiden biri açlık çekmektedir.(FAO, "The state of food insecurity in the world", 2000, http://www.fao.org/FOCUS/E/SOFI00/sofi001-e.htm)

Gelir dağılımındaki adaletsizlik de son birkaç on yıl içinde aşırı derecede, düşünülenin çok ötesinde büyümüştür. Birleşmiş Milletler kaynakları göstermektedir ki 1960'da dünya nüfusunun en fakir %20'si ile en zengin %20'si arasındaki gelir oranı 1'e 30 iken, 1995'te 1'e 82 olmuştur.(Human Development Report 1998, United Nations Development Programme, New York, Eylül 1998- www.oneworld.org/ni/issue310/facts.htm) Sosyal adaletteki çöküşe bir örnek de dünyanın en zengin 225 şahsının servetinin dünya nüfusunun %47'sinin senelik gelirine eşit hale gelmesidir.( Manufacturing Dissent, “World Statistics – The Rich and the Poor”, 1999,
http://www.reagan.com/HotTopics.main/HotMike/document-8.13.1999.6.html)

Peygamberimiz (sav)'in işaret ettiği dönemin günümüz koşullarını tasvir ettiği açıktır. Geçmiş yüzyıllara bakıldığında kuraklık, savaşlar veya felaketler gibi nedenlerle zorluk ve sıkıntılar yaşandığı fakat bunların geçici ve bölgesel boyutlarda kaldığı görülmektedir. Oysa içinde bulunduğumuz çağda yaşanan fakirlik ve geçim zorlukları kalıcı, düzenli ve büyük ölçekli bir yapı taşımaktadır.

Şüphesiz Rabbimiz sonsuz şefkat ve merhamet sahibidir; insanlara zulmedici değildir. Ancak insanlar yaptıkları kötülük ve nankörlükler nedeniyle yoksulluk ve sıkıntılara zemin hazırlamaktadırlar. Elbette böyle haksız ve üzücü durumlar dini, ahlaki ve vicdani değerlerden yoksun, bencillik ve çıkar ilişkileri üzerine kurulu bir dünya düzeninin kaçınılmaz sonucudur.


Fakir-zengin ayrımına yol açan sosyal adaletsizliğin temel nedeni Kuran ahlakının yaşanmamasıdır.

Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
(Nur Suresi, 22)

Ekonomik Durumun Kötüleşmesi

İnsanlar 95. seneye kadar malik olacak, yani işleri iyi gidecek, 97 veya 99. senede mülkleri zail olacak...

(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 54)

Hadisteki "95. sene" şeklindeki ifade ile 1995 yılına dikkat çekiliyor olması muhtemeldir. 1995 yılı insanların nispeten daha müreffeh bir yaşam sürdükleri, yaşam koşullarının çok zorlaşmadığı bir dönemdir. Nitekim hadiste bu yıl içinde "işlerin iyi gideceği" haber verilmektedir. Yani bu dönemde insanlar yaşamlarını idame ettirebilecek bir gelire sahiptirler ve hala mülk edinebilecek kadar zengindirler. Ancak 1997-1999 yılları ekonominin çok kötüleştiği, fakirliğin ve yokluğun arttığı bir dönemdir. Bu yıllar arasında malın ve mülkün değeri kalmayacaktır. Günümüzde Arjantin örneğinde de görüldüğü gibi bu olay gerçekleşmiştir ve halen de şiddetle devam etmektedir.


Hürriyet, 20 Aralık 2001

Güneş, 21 Aralık 2001

Aşağıdaki hadislerde de ahir zamandaki ekonomik durumun bozukluğuna dikkat çekilmektedir:

Herkesin az kazançtan yakınması... Paraları için zenginlerin saygı görmesi...
(Kıyamet Alametleri, s. 146)

Piyasanın durgun olması, kazançların azalması... 
(Kıyamet Alametleri, s. 148)

İşlerin kesad gitmesi. Herkes "satamıyorum, alamıyorum, kazanamıyorum!" diye yakınacak.
(Kıyamet Alametleri, s. 152)



Yeni Mesaj, 26 Temmuz 2001

Takvim, 16 Ekim 1999

Günümüzde işsizlik, kazançların azalması, insanların kendilerini geçindirecek bir kazanca sahip olamaması birçok ülkede yaygın olarak yaşanan bir sorundur.

Şam ve Mısır Meliklerinin Öldürülmesi

Ondan önce Şam ve Mısır melikleri öldürülecektir...

(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 49)

Mısır'ın yakın tarihi incelendiğinde hadiste de belirtildiği gibi bir "meliğin" öldürüldüğü görülmektedir: 1970 yılında Mısır'ın başına geçen ve 11 yıl iktidarda kalan Enver Sedat.

Enver Sedat 1981 yılında bir resmi geçit sırasında muhalifleri tarafından düzenlenen bir suikast sonucunda hayatını yitirmiştir. Mısır tarihinde öldürülen yöneticilerden diğerleri de, 1910 yılında suikaste uğrayan Başbakan Boutros Ghali, 1945 yılında öldürülen Mısır Başbakanı Ahmed Maher Paşa ve 1948'de yine bir suikast sonucu öldürülen Mısır Başbakanı Mahmoud Nukrashy Paşa'dır.

Şam kelimesi ise, yalnızca Suriye'deki Şam şehri için kullanılmaz. Şam, Arapçada kelime anlamı olarak "sol" anlamına gelir ve eskiden beri Hicaz bölgesinin (Mekke ve Medine şehirlerinin bulunduğu bölge) sol tarafında kalan ülkeleri ifade eder. Şam bölgesi yöneticilerinden de suikaste uğrayan çok sayıda kişi olmuştur. Bunlardan birkaç örnek şöyledir;

1920'de öldürülen Suriye'nin eski Cumhurbaşkanı Salah Al-Deen Beetar,

1921'de öldürülen Suriye Başbakanı Droubi Paşa,

1949'da suikaste uğrayan Suriye Başbakanı Muhsin al-Barazi,

1951'de öldürülen Ürdün Kralı Abdullah,

1963 yılında Irak Hava Kuvvetleri tarafından yapılan devrim sırasında öldürülen Irak eski Kralı Abdül Kassim

1982'de bombalı suikaste uğrayan Lübnan'da Falanjist Lideri Beşir Cemayel...

Enver Sedat, 1981 yılında bir resmi geçit sırasında muhalifleri tarafından düzenlenen bir suikast sonucunda hayatını yitirmiştir. Yanda suikast esnasında çekilmiş bir resim. Üstte Sedat suikasti ile ilgili The New York Times gazetesinin haberi. 7 Ekim 1981

Mısır'ın Esir Düşmesi

"Şam ehli, Mısırlı kabileleri esir alacaklardır."

(Beklenen Mehdi'nin Alametleri, s.49)

Daha önce de belirttiğimiz gibi, Şam bölgesi, Hicaz (Mekke-Medine'nin olduğu bölge)'ın sol tarafında kalan bölgedir. Bugün sözkonusu bölgede yer alan devletler arasında İsrail de bulunmaktadır. Dolayısıyla bu hadisle İsrail Devleti'nin Mısır ile olan savaşlarına ve Mısır topraklarını işgaline işaret ediliyor olabilir.

26 Ekim 1956 yılında İsrail Mısır'a saldırdı ve Sina Yarımadası'nı işgal etmeye başladı. BM'nin araya girmesiyle sıcak çatışmalar bir süre sona erdi ve İsrail sınırına BM Barış Gücü yerleşti.

1967 yılındaki 6 Gün Savaşı ise İsrail-Mısır arasındaki başka bir savaştı. 5 Haziran'da İsrail Hava kuvvetleri, Mısır'ın bazı hava üslerine saldırılarda bulundu. Bu saldırılar nedeniyle çok büyük zarar gören Mısır Hava Kuvvetleri 5 Haziran'ı takip eden günlerdeki çatışmalarda hiçbir etkinlik gösteremedi. Sina'daki Mısır birlikleri geri çekildi. 9 Haziran'da İsrail Golan tepelerine saldırdı ve bölgeye egemen oldu. Bu arada Batı Şeria ve Kudüs'ü de yavaş yavaş ele geçiriyorlardı. Bu savaşın sonunda İsrail, Gazze Şeridi ile Sina Yarımadası'nın tümünü, Şeria akarsuyunun Batı yakasını, Kudüs kendini ve Golan tepelerini ele geçirdi.

Allah’ın Açıkça İnkar Edilmesi

“Allah apaçık inkar edilir hale gelmedikçe kıyamet kopmaz.”

(Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 85; Kitabül Burhan Fi Alametil Mehdiyyil Ahir Zaman, s. 27)

Peygamberimiz (sav)'den bu yana geçen on dört yüzyıl içinde birçok sapkın felsefe ve fikir sisteminin var olduğu tarihsel bir gerçektir. Bununla birlikte 19. yüzyılın ortalarına kadar açıkça ateizm propagandası yapan kayda değer bir ideoloji bulunmamaktadır. Bu tarihten sonra ise Darwinizm, komünizm, faşizm, materyalizm, anarşizm, nihilizm, egzistansiyalizm gibi fikir akımları bu doğrultuda faaliyetlere başlamışlar, bir Yaratıcıyı kabul etmediklerini, Allah'ı tanımadıklarını her fırsatta dile getirmişlerdir. 19. yüzyılda ileri sürülen sapkın fikirler 20. yüzyılda hızla artan sayıda taraftar toplamış, böylece tarihte benzeri yaşanmayan bir durum ortaya çıkmıştır. Ateizmin önde gelen savunucularından Joseph McCabe konuyla ilgili şöyle bir tespitte bulunmuştur:

Öyle görünüyor ki 20. yüzyıl, kıyas kabul etmez büyüklükte bir ateizm gelişmesine şahit olmaktadır.(Joseph McCabe, "Is The Position Of Atheism Growing Stronger", http://www.infidels.org/library/historical/joseph_mccabe/atheism_growing_stronger.html)

Ateist hezeyanlar pek çok beyni yıkanmış insanın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Encarta Ansiklopedisi'nin istatistikleri göz önünde tutulursa, ateistler ve kendilerini dinsiz olarak tanımlayanların toplamı dünya nüfusunun %21'ini, diğer bir deyişle beşte birinden fazlasını oluşturmaktadır. Bu topluluk sayı bakımından, Hıristiyanların ardından ikinci sırada yer almaktadır.(M. Encarta Encyclopedia 2000, "Atheism")

Allah'ın ve dinin inkar edilmesinde iki ana stratejinin izlendiği anlaşılmaktadır. Bunlardan birincisi ateistlerin açık ve organize faaliyetleridir. Hazırladıkları kitaplar, dergiler, televizyon programları, internet siteleri, düzenledikleri konferanslar, tartışma oturumları inkarcılığı yaymaya yöneliktir. Profesör Michael Martin'in Nisan 1998'de, St. Louis, Amerika'da, Ateist Birliği Ulusal Kongresi'nde yaptığı konuşma bir örnek olarak verilebilir. Martin bu söylevinde, çocuğunu ateist olarak yetiştirmek veya ateizmi tebliğ etmek için her ateistin yapması gerekenleri anlatmıştır. Michael Martin'e göre, her ateistin başlıca bilgi sahibi olması gereken konular dinler, inkar teknikleri ve biyolojik evrimdir.(Don Rhoades, "The Atheist", 1998, http://atheist-community.org/news_july98.htm)

Allah'ın ve dinin inkar edilmesinde izlenen ikinci ana strateji ise birincisine kıyasla sinsi ve örtülü bir yöntemdir. Bu plan din aleyhtarı ideolojiler incelendiğinde açıkça ortaya çıkmaktadır. Sapkın felsefe ve fikir akımları, birbirlerinden çok farklı değer ve amaçlara sahip olmalarına rağmen ortak bir noktada buluşmaktadır. İşte bu husus, sözü edilen tüm sistemlerin temelinde evrim teorisinin yer almasıdır. Şurası bir gerçek ki evrim teorisi, çarpık ideolojilerini ayakta tutabilmeleri için gereken sözde bilimsel dayanağı kendilerine sunmaktadır.

Her ne kadar bilimsel gelişmeler evrimin tüm iddialarını çürütmüşse de adı geçen çevreler bu köhne teoriyi yaşatmak için kapsamlı bir çaba içindedirler. Bunun tek nedeni de bu teorinin, Allah'ın varlığını reddetmek için bir araç olarak kullanılmasıdır. Gerçekten de sözde evrim veya sözde bilimsellik adı altında gerek açık gerekse örtülü, yoğun bir ateizm telkini insanları kuşatmaktadır. Göz attığınız bir gazete, karşılaştığınız bir reklam afişi, okuduğunuz bir kitap, izlediğiniz bir film, televizyonda seyrettiğiniz bir belgesel veya internet ortamı Yaratıcıyı ve yaratılışı inkar eden mesajlarla doludur.

Tarihin hiçbir dönemi günümüzde yaşanan yoğunluk ve büyüklükte bir inkarcılık propagandasına sahne olmamıştır. Böylece Peygamberimiz (sav)'in haber verdiği bir alamet, içinde bulunduğumuz çağda tam anlamıyla gerçekleşmiştir.

Burada önemli bir gerçeği daha hatırlatmalıyız: Ahir zamanın bir gereği olarak 20. yüzyılda ateizm insanlar arasında yoğun şekilde yayılmıştır. Ancak yine ahir zamanın bir gereği olarak bu devir artık tersine dönmektedir. İçinde bulunduğumuz dönem, artık ateizmin ve materyalist ideolojilerin zararlarının anlaşıldığı, söz konusu akımların insanlığa getirdiği belaların görüldüğü bir dönem olmuştur. Bu nedenle insanlar maneviyata ve dine yönelmeye başlamıştır. Tek kurtuluşun Allah'a yöneliş olduğunu kavrayanların sayısı gün geçtikçe artmaktadır.



Allah'ı açıkça inkar eden ateizm bir dönem tüm dünyada yaygınlaşmış sapkın bir akımdır. Ancak artık herşey tersine dönmekte ve bu gibi sapkın akımların zararları tüm insanlar tarafından anlaşılmaktadır.

Savaşlar ve Anarşi

“Dünya hercü merc içinde kaldığında, fitneler zuhur ettiğinde, yollar kesildiğinde, bazıları bazılarına hücum ettiğinde…”
(Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s.454)

“Kıyametin hemen yakınında anarşi ve kargaşa günleri vardır.”
(Suyuti, Cami'üs Sagir, 3/211; Ahmed bin Hanbel, Müsned, 2/492)

“Şu hadiseler meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır… Ölümler ve katliamlar yaygın hale gelecek…”
(Camiü's-Sagir, 3:211, Müsned, 2:492, 4:391, 392)

Geride kalan on dört asırlık döneme baktığımızda görürüz ki, 20. yüzyıldan önceki savaşlar bölgesel kalmışlardır. Tüm dünya halklarını, siyasi mekanizmalarını, ekonomilerini, sosyal yapılarını etkileyen savaşlar ise yakın geçmişte yaşanan iki dünya savaşı olmuştur. I. Dünya Savaşı'nda 20 milyondan, II. Dünya Savaşı'nda da 50 milyondan fazla insan ölmüştür. II. Dünya Savaşı'nın aynı zamanda, tarihin en kanlı, en büyük ve en yıkıcı savaşı olduğu bilinen bir gerçektir.

Çağımızın modern savaş teknolojisi, nükleer, biyolojik ve kimyasal silahları savaşların etkilerini tarihte görülmemiş boyutlara taşımıştır. Hatta geliştirilen kitle imha silahları nedeniyle dünyanın üçüncü bir dünya savaşını kaldıramayacağı da genel kabul görmüştür.


Peygamber Efendimizin hadislerinde yer alan ve günümüz için işaret olan haberlerin gerçekleşiyor olması, tüm dünyada yaşanan bu gibi görüntüler insanların bir an önce Kuran ahlakını yaşamaları için yapılan önemli birer uyarıdır.

II. Dünya Savaşı sonrasındaki Soğuk Savaş, Kore Savaşı, Vietnam Savaşı, Arap-İsrail Savaşları, İran-Irak Savaşı ve Körfez Savaşı çağımızın en önemli olayları arasındadır. Bölgesel savaşlar, çatışmalar ve iç savaşlar aynı anda dünyanın birçok bölgesinde yıkıcı sonuçlara neden olmaktadır. Bosna, Filistin, Çeçenistan, Afganistan, Keşmir ve daha pek çok yerde yaşanan sorunlar insanlığı etkilemeye devam etmektedir.

Savaşlar kadar tüm dünya insanlarını ilgilendiren diğer bir "kargaşa" konusu da uluslararası ve organize terör olaylarıdır. Boston Üniversitesi'nden Prof. Vojtech Mastny'nin belirttiği gibi, terör olayları 20. yüzyılın ortalarından sonra kat kat artmıştır.(M. Encarta Encyclopedia 2000, "Terrorism") Gerçekte terörizmin 20. yüzyıla has bir olgu olduğunu söylemek bile mümkündür. Irkçılık, komünizm ve benzeri ideolojik amaçlarla ya da etnik iddialarla ortaya çıkan örgütler, gelişen teknolojinin de yardımıyla kanlı eylemler yapmışlardır.

Dünyamızın yakın tarihindeki terör eylemleri zaman zaman büyük kaos ortamlarına zemin hazırlamıştır. Bu üzücü vakalarda çok kan dökülmüş, sayısız insan ölmüş veya sakat kalmıştır. Ancak insanlık hala bu trajik olaylardan hissesine düşen dersi almış değildir. Terör dünyanın birçok bölgesinde, öldürücü anarşik olaylara neden olmaya devam etmektedir.

Konuyla ilgili ayetlerde de çıkarmamız istenen dersler yer almaktadır. Rum Suresi'nde insanların yaptıkları şeyler dolayısıyla yeryüzünde karışıklıkların ortaya çıktığı şöyle bildirilmektedir:

İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesad (karışıklık, kötülük) ortaya çıktı. Umulur ki dönerler diye (Allah) onlara yaptıklarının bir kısmını kendilerine taddırmaktadır. (Rum Suresi, 41)

Şunu da eklemek gerekir ki, ayette önemli bir hatırlatma yapılmaktadır. İnsanların yaptıkları yanlışlardan kaynaklanan acı ve üzüntüler, onları hatalarından döndürmesi için birer fırsat mahiyetindedir.

Kısacası, "dünyanın hercü merc içinde kaldığı" dönem içinde bulunduğumuz çağda tam anlamıyla yaşanmış ve neticede bir kıyamet işareti daha bu şekilde tecelli etmiştir. Aynı zamanda bu işaret, insanlara bir an önce Kuran ahlakını yaşamaları için yapılan önemli bir uyarı olmuştur.

Peygamberimiz hadislerinde yeryüzünü kaplayan savaşları ve terör eylemlerini tasvir etmekte ve bu olayları da kıyamet alameti olduğunu belirtmektedir. Nitekin dünyanın dört bir yanında çatışmalar, bölgesel ve iç savaşlar durmak bilmeksizin devam etmektedir.

Büyük Şehirlerin Yok Olması: Savaşlar ve Afetler

“Büyük şehirler dün sanki yokmuş gibi helak olur.”

(Kitabül Burhan Fi Alametil Mehdiyyil Ahir Zaman, s. 38)


20. yüzyıl için en çok kullanılan tanımlama "felaketler yüzyılı"dır. Gerek depremler, kasırgalar ya da seller gibi doğal afetler, gerek iç savaşlar ve çatışmalar, gerekse de büyük deniz ya da uçak kazaları çok sayıda insanın ölümüne yol açmıştır. Yok olan şehirler, tarihten silinen halklar kıyametin hadislerde haber verilen alametlerindendir.

Hadiste belirtilen büyük şehirlerin helak oluşu, savaşlar ve çeşitli doğal afetler sonucunda meydana gelen yıkımları akla getirmektedir. Yakın geçmişte geliştirilen nükleer silahlar, uçaklar, bombalar, füzeler ve benzeri çağdaş silahların savaşlarda kullanılması büyük tahribata neden olmuştur. Bu korkunç silahlar tarihteki benzerleriyle kıyaslanmayacak düzeyde yıkımlara yol açmıştır. Elbette hedef konumundaki "büyük şehirler" de bu yıkımlardan birinci derecede etkilenen yerler olmuştur. II. Dünya Savaşı'nın benzersiz sonuçları buna bir örnek olarak verilebilir. Dünya tarihinin en büyük savaşında, atom bombasının kullanılmasıyla Hiroşima ve Nagasaki tamamen yerle bir olmuştur. Avrupa'nın başkentleri ve önemli şehirleri de ağır bombardımanlar neticesinde büyük ölçüde yıkılmıştır. Britannica Ansiklopedisi II. Dünya Savaşı'nın Avrupa şehirlerinde neden olduğu hasarı şöyle anlatır:


Hadislerde Ahir Zaman'da büyük şehirlerin dün yokmuş gibi olacakları haber verilir. Geçtiğimiz yüzyıl yok olan şehirlerle doludur. Atom bombasından sonra Hiroşima (üstte) ve Çeçen şehirleri (yanda) buna sadece iki örnektir.

Meydana gelen tahribat Avrupa'nın büyük bölümünü ayın yüzeyine dönüştürmüştü: Şehirler bombardımanlar sonucunda harap oldu, sayfiye yerleri kavruldu ve simsiyah oldu, yollar bombaların açtığı çukurlarla kaplandı, demiryolları kullanılamaz hale geldi, köprüler yıkıldı, limanlar batık gemilerle doldu. Savaş sonrası Almanya'nın Amerikan Bölgesi askeri valisi General Lucius D. Clay'in dediği gibi, "Berlin sanki ölülerin şehri gibiydi."(Britannica Encyclopedia 2000, "The blast of World War II") 


Geçtiğimiz asır dünyaya sayısız felaket getirmiştir. Pek çok ülkede yıkıcı olaylar baş göstermiş, milyonlarca insan bu felaketlerde yaşamını yitirmiştir. Bu olaylar, hadislerde dikkat çekilen Ahir Zaman olaylarıyla büyük bir paralellik göstermektedir. İnsanların artık bu durumdan ibret alarak Kuran ahlakına yönelmeleri şarttır.

Kısacası, II. Dünya Savaşı'nın tarihte benzeri görülmeyen genişlikteki tahribatı hadisin işaret ettiği olayla birebir uyuşmaktadır.

"Şehirlerin yok olmasına" neden olan bir diğer etken de doğal afetlerdir. Doğal afetlerin içinde bulunduğumuz çağda hem sayısal hem de büyüklük olarak arttığı istatistiksel bir gerçektir. Son on yılda baş gösteren iklim değişikliklerinin yol açtığı felaketler bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. Sanayi, zararlı ve istenmeyen bir yan ürün olan küresel ısınmaya sebep olmakta, giderek ısınan dünya atmosferindeki dengeler bozulmakta ve böylece iklim değişiklikleri meydana gelmektedir. 1998 yılı şimdiye kadar kaydedilen en sıcak yıl olmuştur.(BBC News Online, "The first horseman: Environmental disaster", Aralık 1999, http://news.bbc.co.uk/hi/english/sci/tech/
newsid_563000/563127.stm)Amerika Ulusal İklimsel Veri Merkezi'nin kayıtlarına göre de en fazla iklimsel afet 1998'de meydana gelmiştir.(National Climatic Data Center, "Billion Dollar U.S. Weather Disasters", Ekim 2000, http://www.ncdc.noaa.gov/ol/reports/billionz.html)

Son yıllardaki kasırga, fırtına, tayfun ve hortum gibi felaketler başta Amerika kıtası olmak üzere dünyanın birçok yerinde yıkıcı zarara neden olmuştur. Bunlara ek olarak seller de bazı yerleşim merkezlerinin sular ve çamur altında kalmasına yol açmıştır. Ayrıca depremler, volkanlar ve tsunami dalgalarının yaptığı büyük tahribatlar da unutulmamıştır.

 

Harap Olmuş Yerlerin İmarı, İmar Edilmiş Yerlerin Tahribi

Dünyanın harap olmuş yerlerinin imarı, imar edilmiş yerlerinin tahribi kıyametin şart ve alametlerindendir.
(Kıyamet Alametleri, s.138)

Mamur beldeler harab edilince, kişi emanetine temerrus edince, kıyametle senin aranda şu iki parmak arası kadar bir mesafe kalmış demektir.
(Kıyamet Alametleri, s. 143)


1906'da SanFrancisco'da yaşanan deprem 3000 kişinin ölümüne ve şehrin büyük bir bölümünün yanmasına neden oldu.(Sağda) Günümüzde San Francisco şehrinin görünüşü.(Solda)



Günümüzde modern şehirlerin birçoğu gökdelenlerden oluşmaktadır. Hadiste bildirilen olay tam olarak gerçekleşmiştir.

Depremlerin Çoğalması

“Şu hadiseler meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır… depremler çoğalacak…”
(Ramuz-El Ehadis, 476/11)

“Kıyametten önce iki büyük hadise vardır… ve sonra da zelzeleli yıllar.”
(Ramuz-El Ehadis, 187/2)

Hiç şüphesiz tarih boyunca çok az doğa olayı depremler kadar insanlığı etkilemiştir. Her an, her yerde meydana gelebilen depremler yüzyıllar boyunca çok sayıda kişinin ölümüne ve astronomik boyutlarda maddi zarara yol açmış, bu özellikleri nedeniyle insanlar için korku kaynağı olmuştur. 20. ve 21. yüzyılın teknolojik koşulları bile depremlerin verdiği hasarı ancak belirli ölçülerde engelleyebilmiştir.

Teknolojinin, kendilerine doğaya hükmetme olanağı sağlayacağı hayaline kapılan bazı insanlara ise 1995 Kobe depremi anlamlı bir ders vermiştir. Hatırlanacağı gibi, Japonya'nın büyük endüstri ve ulaşım merkezinde yaşanan deprem hiç beklenmedik bir anda meydana gelmiştir. Bu deprem sadece 20 saniye sürmesine rağmen, Time dergisinde belirtildiğine göre, 100 milyar dolar civarında zarara neden olmuştur.(Time, 6 Şubat 1995, "Economic Aftershock")

Son birkaç yıl içinde meydana gelen büyük ve sürekli depremler, dünya kamuoyunun gündeminde devamlı olarak ilk sıralarda yer almaktadır. Amerikan Ulusal Deprem Enformasyon Merkezi verilerine bakılırsa 1999 yılında, yeryüzünde 20.832 deprem meydana gelmiştir. Bu depremlerde tahmini olarak 22.711 insan hayatını kaybetmiştir.(US Geological Survey National Earthquake Information Center, “Earthquake Facts and Statistics”, 2000, http://wwwneic.cr.usgs.gov/neis/eqlists/eqstats.html http://wwwneic.cr.usgs.gov/neis/bulletin/1999_stats.html)

Kuran'da da deprem ile kıyamet arasındaki ilişkiyi işaret eden ayetler bulunmaktadır. Kuran'ın 99. Suresi'nin adı Zelzele (büyük sarsıntı, deprem) Suresi'dir. Sekiz ayetten oluşan bu surede yerin şiddetli sarsıntısı tasvir edilmekte, bunun ardından da kıyamet günü insanların diriltilecekleri ve Allah'ın huzurunda hesap verecekleri, zerre ağırlığınca da olsa yaptıkları işlerin karşılığını alacakları anlatılmaktadır:

Yer, o şiddetli sarsıntıyla sarsıldığı,
Yer, ağırlıklarını dışa atıp-çıkardığı,
Ve insan: "Buna ne oluyor?" dediği zaman,
O gün (yer) haberlerini anlatacaktır.
Çünkü senin Rabbin ona vahyetmiştir.
O gün insanlar, amelleri kendilerine gösterilsin diye bölük bölük fırlayıp-çıkarlar.
Artık kim zerre ağırlığınca hayır işlerse, onu görür. Artık kim zerre ağırlığınca bir şer (kötülük) işlerse, onu görür. (Zelzele Suresi, 1-8)

Cinayetlerin Artması

“Cinayetler artmadıkça… kıyamet kopmaz.”

(Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s. 468)



Cinayetlerdeki dikkat çekici artış da hadislerde haber verilen alametlerdendir.

Kişinin Kardeşini Öldürmesi

Kişi, kardeşini öldürmedikçe kıyamet kopmaz.

(Kıyamet Alametleri, s. 141)

İnsanların Liderlerini Öldürmesi

Liderlerinizi öldürmedikçe, dünyanızda kötüleriniz varis olmadıkça kıyamet kopmaz.

(Kıyamet Alametleri, s. 141)



23 Kasım 1963
Yakın geçmişte pek çok lider öldürülmüştür. Bunlardan birkaçı da küpürlerde görüldüğü gibi ABD Başkanı J.F.Kennedy, İsveç Başbakanı Olof Palme, Yugoslavya Kralı 1. Alexander, Pakistan Devlet Başkanı Ziya Ül-Hak'tır.

Ahlaki Çöküş

İçinde bulunduğumuz zamanda dünya toplumlarının sosyal yapılarını tehdit eden çok büyük bir tehlike söz konusudur. Bu tehlike insan bedenini ölüme götüren virüslere benzer şekilde sinsi bir faaliyet göstererek toplumu yıkıma sürüklemektedir. İşte bu tehlike bir insan topluluğunu ayakta tutan ahlaki değerlerin yozlaşmasıdır. Eşcinselliğin, fuhuş ticaretinin, evlilik dışı cinselliğin, cinsel suçların, pornografinin, tecavüz vakalarının ve cinsel hastalıkların artışı ahlaki çöküşün bazı önemli göstergeleridir.

Bahsi geçen konular sürekli olarak dünya kamuoyunun gündemindedir. Pek çok insan çevresinde olup bitenlerin, tehlikenin farkında değildir veya bu olayları sosyal hayatın bir parçası olarak değerlendirme gafletine düşmektedir. Ancak istatistikler tehlikenin boyutlarının görülmemiş bir artışla her geçen gün büyüdüğünü göstermektedir.

Cinsel hastalık oranları insanlığın önündeki sorunların büyüklüğünü gözler önüne seren önemli bir kriterdir. Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) kayıtlarına göre, cinsel yoldan bulaşan hastalıklar en çok rastlanan hastalık gruplarından birini oluşturmaktadır; raporlar her yıl tahmini olarak 333 milyon yeni vakanın meydana geldiğini göstermektedir.(WHO, “Young People and Sexually Transmitted Diseases”, act sheet no: 186, Aralık 1997, http://www.who.int/inf-fs/en/fact186.html) Bunlara ek olarak, AIDS büyük bir sorun olma konumunu korumaktadır. WHO istatistikleri bugüne kadar 18.8 milyon insanın bu hastalıktan hayatını kaybettiği gerçeğini ortaya koymaktadır. (WHO, "Report on the Global HIV/AIDS Epidemic", Haziran 2000, http://www.unaids.org/epidemic_update/report/Epi_report.htm#aids) Dünya Sağlık Örgütü'nün AIDS ile ilgili 2000 yılı raporundaki şu ifadeler konuyu çok iyi özetlemektedir: "AIDS sosyal, ekonomik ve demografik yapılar üzerindeki yıkıcı etkisiyle benzersizdir."(WHO, "Report on the Global HIV/AIDS Epidemic", Haziran 2000, http://www.unaids.org/epidemic_update/report/Epi_report.htm#aids)


Dini ve ahlaki değerlerden yoksun toplumlar için AIDS hızla yayılan ve başa çıkılamayan bir bela olmuştur.

Ürkütücü gelişmeler arasında eşcinselliğin yayılışı da oldukça dikkat çekicidir. Eşcinsellerin bazı ülkelerde resmi olarak evlenebilmeleri, evliliğin getirmiş olduğu sosyal haklardan istifade edebilmeleri, dernek ve partiler kurmaları, dünya çapında yapılanmaları, kutsal inançlara karşı gelmeleri, dini değerlere savaş açmaları, Peygamberimiz (sav)'in döneminden bu yana geçen on dört yüzyıllık süre zarfında sadece çağımıza mahsus olaylardır.

Günümüzdeki eşcinsellerin bu cüret ve pervasızlıkları eşcinselliği ile tanınmış Lut halkının başına gelenleri düşündürmektedir. Kuran'da anlatıldığı gibi, Allah Hz. Lut'un doğru yola davetine azgınlıkla karşılık veren Lut şehri ve halkını büyük bir felaketle helak etmiştir. Bu sapık toplumdan geri kalanlar halen bir ibret belgesi olarak Lut Gölü'nün suları altında durmaktadır.

Ahir zaman toplumlarındaki ahlaki dejenerasyonu tasvir eden hadislerin bugünün dünyasında tam anlamıyla ortaya çıktığı açık bir gerçektir.

- Fuhşun utanma ve gizlemeye gerek duyulmaksızın, açıkça yapılmasının bir kıyamet alameti olduğu hadiste şöyle belirtilmiştir:

“Fuhuş açık olmadan… kıyamet kopmaz.”

(Ramuz-El Ehadis, 91/7)


Zaman, 18 Aralık 2000


Milliyet, 13 Mayıs 2001


Milliyet, 10 Mayıs 2000

- Toplumda evlilik dışı cinsel ilişkilerin yaygınlaşmasının bir işaret olduğu da Peygamberimiz (sav) tarafından şu şekilde dile getirilmiştir:

“Zinanın çoğalması kıyamet alametlerindendir.”

(Buhari, Tecrid'i 1/16)

Ahlaki değerlerin, utanma duygusunun zayıflaması şöyle tasvir edilmiştir:

“Kıyamet yaklaşınca… kadınla yolun ortasında cinsel münasebette bulunacak kadar haya ortadan kalkar.”

(Son Zamanlarla İlgili hadisler, s. 97)

Çok ilginçtir son dönemde TV kanallarında gizli kamerayla çekilmiş fuhuş görüntüleri yayınlanmaktadır. Yollarda insanlarla pazarlık yapan hayat kadınları herkesin gözü önünde açıkça yol ortalarında fuhuş yapmaktadırlar. Burada, hadiste kıyamet alameti olarak belirtilen bir olay daha tam dikkat çekildiği şekilde ortaya çıkmış ve milyonlarca insana bu olay gösterilmiştir. hadisler göstermektedir ki eşcinselliğin normal bir yaşam biçimi olarak kabul edilmesi kıyamet öncesindeki dönemin önemli bir belirtisidir:

“Erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla yetindiklerinde… kıyamet yaklaşmış olacaktır.”
(Ramuz-El Ehadis, 448/8; Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s. 480)

Büyüğe saygı, küçüğe merhamet kalkacak. Zina çocukları çoğalacak. O kadar ki kişi sokak ortasında kadınla zina edecek.
(Kıyamet Alametleri, s.140)

Bir zaman gelecek kadınla yolun ortasında zina yapılacak. Kimse buna itiraz etmeyecek.
(Kıyamet Alametleri, s. 142)